Ensite ve Millet İlişkisiMilliyetçiliğin inşa niteliği, onun birden icad edilmesi değil etnik bilincin mevcut siyasal coğrafya da dikkate alınarak bir millet tahayyülü olarak yeniden üretilmesi manasındadır. Esasen etnisite ile millet arasındaki yakın bağ bu yeniden üretimle tesis edilir. Bağın oluşum sürecine ilişkin değerlendirme konu bakımından daha açıklayıcı olacaktır.
Önce, dünyanın dört bir yanında değişik versiyonlarına rastlanabilen bir şiire gözatalım.
"Gururluyum, İslav olmaktan gururluyum
Sevgili vatanım yüz milyon insana sahip
Kürenin yarısına hükmediyor!
İslav dili dünyanın dört köşesine gitmeye imkan veriyor
Kardeşlerinden birisi palmiye dikerken
Bir diğeri ebedi buzulları seyrediyor.
Üçüncüsü dalgalara ıslık çalıyor...
Gururluyum, İslav olmaktan gururluyum."
(Svetozar Hurban Vajansky)(18)
Şairler aşk, sevinç, coşku, hüzün gibi duygusal temaların yanısıra en çok millet ve milliyetçiliğin ruhaniyetini dile getiren şiirler yazmışlardır. Hatta milliyetçiliğin, önermelerindeki güçlü metafizik vurgu: dolayısıyla düz yazıdan daha çok şiir diliyle kitlesine ulaştığı söylenebilir. Şiir, reeli ifadeden çok imajitatif bir dünyayı anlatır. Sanatın karakterindeki, gerçekliğin tahrif edilerek öznel bir perspektifin tecrübe edişiyle yeniden kurulması faaliyeti herhalde en çok şiir için söz konusudur. Milliyetçi şiirin şairi ise, bu "bozup/yapma"ya ilişkin bireysel tecrübesinde kolektif ruhun "hissedişlerini" temsil eder. Dile gelen, milliyetçi tahayyülde toplanan kitlelerin "duyup da anlatamadıkları"dır. Böyle bir karşılıklılık olmaksızın şiirin muhataplarıyla bir bağ oluşturulması düşünülemez.
Vajansky'nin yukardaki şiiri kaleme aldığı dönem Çarlık Rusyası'na denk düşer: Bugünkü mukabili "milli-devlet"de olduğu gibi o dönemde de imparatorluğun siyasal sınırları tüm Slavları kapsamıyordu. Ancak durumun böyle olması Slovak şair Vajansky'nin tüm Slavlari kucaklayan bir yürek taşımasına engel değildi.
Şairin "İslav olmaktan duyduğu gurur"u diğer İslavlarla paylaşmak istemesinin gerekçeleri vardır "nüfusu çok olan ve dünyanın yansına hükmeden", sıcak ülkelerde palmiye diken, -muhtemelen kutup bölgesinde- "ebedi buzullar"ı seyreden (ve elbette ebediyen seyredilmekte olan) nihayet -ancak Okyanus olabilir- dalgalara ıslık çalan kardeş. Dünyanın dört bir yanında "İslavlık" adına egemenliklerini sürdüren bu kardeşlerin destani varlığı, büyüklüğünü, "aynı millete ait olma" müştereğiyle bütün İslavlara -sıradan hayatlar için kışkırtıcı bir hayal olarak- taşırken, zikredilmeyen ama gizli bir "öteki" olarak varolan diğer milletlerin kıskanacağı bir yüceliğe ortak kılıyor. Elbette nisbet edilecek ve milletler hiyerarşisinde daha mütevazi yerlerde bulunacak "ötekiler" olmaksızın "gurur"a gerekçe göstermek mümkün değildir. Şair açıkça bahsetmese de, şiirin İslav olmayanlar üzerinde yaratması beklenen duygu "hayıf"tır. Burada, kardeşlik hukukunun temeli olarak İslavlık hem etnik hem milli kimlik çağrışımlarına sahiptir. Şiirin 19. Yüzyılda yazılmış olmasını dikkate almak gerekir. Bugün de etnisite ve millete, dair ayrım çizgisi spekülatiftir ve değişik eğilimlerden etkilenmekledir; ancak tablo 18. Yüzyıldaki görünümünden farklıdır. Bugünkü milliyetçiliklerdeki hakim görüş, etnik kimlikten daha geniş bir beşeri coğrafyacı kucaklama iddiasıdır.
Etnisiteden millete yürünen süreçte ilk sözü söyleyenler etnik entelijiansiyadır. A. Smith bu kesimdekilerin görevlerini şu şekilde sıralar: Edilgen haldeki cemaati keşfedilen-üretilen yerli tarihi kültür etrafında bir millet oluşturacak şekilde seferber etmek. Devrimci dönüşüm için topluluğu etkin siyasete geçirmek; kendi (tarihi, kutsal, doğal) yurduna yerleştirmek; ekonomik entegrasyonu sağlamak; halkı bir meşruiyet kaynağı haline dönüştürürken milli değer, anı ve mitlerle kutsamak; sivil, sosyal, siyasi haklar vererek onları tebaalıktan yurttaşlığa yükseltmek.(19)
Etnisite ile millet arasındaki ilişki için yine Smith "etnik köken olmadan millet olma süreci yarım kalırdı" diyor. Çünkü, diğer milletlere örnek olan ilk milletler, modern öncesi etnik çekirdeklere dayanmışlardır. Ayrıca bir millet inşa ederken modernite öncesinden süregelen topluluğu referans almak egemen görüştür ve benzeri teşebbüslere kolaylık sağlamaktadır. Yine millet olmanın dinamik ve ajitatif duygusu, can damarı olan "farklılık"ın ve "gurur"un hissedilebilmesi, ancak uzun bir geçmişin sürekliliğine atıfla sağlanabilirdi. Bu süreklilik yoksa bile nüve halindeki mitler ve semboller daldıktarı derin uykularından uyandırılarak haklı gururun kaynakları olarak işlenip dolaşıma sokulmalıydı.(20)
Milliyetçiliğe yönelik tartışmalarda, sürecin belirgin bir niteliği olarak "biz ve öteki" temelindeki ayrımda şekillenen canlı bir dünya tasavvurunun altı çizilir. Ancak bu "biz ve öteki" ayrımı, sadece millet aşamasında değil, daha baştan etnik bilincin keşfi sürecinde ortaya çıkar. Çünkü, doğa! olarak her "biz" bilinci, kendini diğerlerinden ayıran (sadece ayırmakla kalmayan aynı zamanda dışlayan) bir sınıra ve ötekinin varlığına ihtiyaç duyar. Burada sınırı kesinleştiren ve bu özelliğiyle "biz" bilincinin şiddetini yükselten katalizör çatışmadır. Uzlaşmaya, doğal olarak ortak yaşamanın gerektirdiği ortak paydalara açık bir etnik bilinç, kendi varoluşunu izahta, üyelerini birbirine bağlayacak sıkı bağları oluşturmakta güçlük çekecektir. Bu yüzden daha etnik bilincin oluşma aşamasında, periferide yer alan etnik kimlikler ve milletler bir çatışma kaynağı olarak algılanır. Çünkü "bazı düşmanların var olduğunu görmek bir politik bilgelik ürünü olabilir."(21)
Etnik kimlik, teşekkül sürecindeki mirası (biz bilincini, çatışmayı vs.) milliyetçiliğe taşır; ancak millet, ekseninde belli bir etnik kimlik olmakla birlikte, kendi sınırlarını etnisiteden daha geniş şeklinde çizmek zorunda kalır. Milli devletin egemenliğindeki toprak üzerinde sadece çekirdekteki etnisitenin olmayışı, onun etnik kimlikten daha yumuşak bir dokuda oluşumunu sağlar.(22) Milletin bu niteliği kendisine yönelik eleştiriler korosuna kendi eksenindeki etnisitenin de katılımını doğurur. Onlar milleti öz kimliklerinin temsilcisi olarak görmekte zorlanırlar.
Diğer yandan milletin genişlemesine yönelik bir diğer eleştiri, kimi zaman bir "politik bilgelik" damarında pozisyon almış bulunan "ötekiler"in ısrarla zikrettiği asimilasyon tezidir. Milletin egemen konumu en azından modern zamanlar için bu eleştiriye haklılık payı tanır; ancak bunun mekanik, tek taraflı olduğu söylenemez; gündelik hayatın tecrübeleriyle şekillenen kültür, "milliyetçi tahayyüllerden öte" gerçek bir ortaklık alanı olarak tezahür eder. Ayrıca modem dünyanın sunduğu hayat üslubu, özenli bir çaba gösterilse dahi etnik sınırları korumaya elverişli değildir. Evlenmeler, kültürel diyaloglar, "gurur duyulacak" başka tür kimlik kategorileri, aidiyetlerin çeşitlenmesi, modern teknolojilerin benzeştirici etkisi vb. faktörler etnisiteye meydan okur ve bir bakıma daha geniş bir çatı olarak -ortak- milliyetçiliğe destek verir. Asimilasyon tezinin, bir tesbitle birlikte, hakim millet karşısında etnisiteden millet bilincine taşınmak istenen kitleler için uyarıcı bir politika olarak kullanılma yönü de gözardı edilmemelidir.
Etnik kimliklerin millet haline gelmesi karşısında tersine bir hareket olarak milletlerin etnikleşmesi diyebileceğimiz bir başka eğilim daha vardır. Daha çok, bir milli egemenliğe meydan okuyan ve kendi milliliğini inşa etmek isteyen kalkışmalar sürecinde hakim milliyetçilikte görülür. O milletin bir kısım efradı, "içlerinde" ortaya çıkan bu "öteki"ne karşı, kendilerini daha sınırlı biçimde, hatta çatışmanın şiddetine göre kendi etnik alanları içinde tanımlamaya başlarlar. Bu tür örnekler milliyetçiliğin içindeki hakim etnisite bilincinin bir gizli bilinç olarak yaşadığını, "lüzumu halinde" bir müdafaa unsuru olarak yeniden düzenlendiğini gösterir.
Türkiye Günlüğü, Ankara, 1998, No:50, s:38-55.
(1) Louis Althusser - Gelecek Uzun Sürer, Can Yay., İstanbul, 1996, s:198.
(2) C. W. Anderson, Fred R. Wonder Mehden, Crowford Young - Issues of Political Development, New Jersey, 1967, s:234.
(3) Aber Cohen - Two Dimensional Man: An Essay on the Anthropolog of Power and Symbolism in Complex Society, Berkeley/Los Angeles, Ün. Calif Press, 1974, Zik. F. Willams Brackette - "A CLASS ACT: Anthrpology and the Race to Nation Across Ethnic Terrain", Annual Reviews Anthtpology, 1989, s:403
(4) a.g.e. s:403.
(5) Paul Hazard - Batı Düşüncesinde Büyük Değişme, (çev: Erol Güngör), Tur Yay., İstanbul, 1981, ss:409-410.
(6) N. Berkes - Türk Düşüncesinde Batı Sorunu, zikr. Şerif Mardin - Türk Modernleşmesi, Makaleler 4, s:244.
(-7-) Arminius Vambery - Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi, Rey Yay., İstanbul, 1993.
(

Bernard Lewis - İslamın Siyasal Dili, Rey Yay., İstanbul, 1992, s:62.
(9) Antony D. Smith - Milli Kimlik, İletişim Yay., İstanbul, 1991, s:42.
(10) Marshall Berman - Katı Olan Herşey Buharlaşıyor, İletişim Yay., İstanbul, 1994, s:12.
(11) Jürgen Habermas - "Tamamlanmamış Bir Proje" Postmodernizm, Jamesin, Lyotard, Habermas, Zeka, Kıyı, (Der. Necmi Zeka),
İstanbul, 1990, s:31. "Modern kelimesi Latince modemus biçimiyle ilk defa 5. yüzyılda, resmen Hıristiyan olan o dönemi, Romalı ve Pagan
eçmişten ayırmak için kullanıldı. İçerikleri sürekli değişse de, modern terimi hep, kendini eski'den yenice bir geçmişin sonucu olarak görmek
çin, antik çağla kendi arasında bir ilişki kuran dönemlerin bilincini dile getirmiştir."
(12) Thomas Kuhn, geliştirdiği "paradigma" "kavramının yeteri kadar açık olmadığını biliyordu. "Bilimsel Devimlerin Yapısı" kitabının 1970 baskısına yazdığı ek'te "disciplinary Matrix"i açıklayıcı olması için önerdi. (T. S. Kuhn - The Structure of Scientific Revolutions, Chicago On. Press, 1970, 16 Şubat 1995'de “Milliyet" gazetesinde yayınlanan bir röportajında kavramı herkesin öznel bir yorumla kullandığını ve artık tanınmaz hale geldiğini söylüyordu. Ancak kavramı cazip kılan, çeşitli tarihi dönemlerin, bilimlerin verileriyle de bütünleşen ve meşruluğu onaylanan hakim bir perspektife sahip olduğuna dair bir anlama atıf yapmasıdır.
(13) Walter Benjamin - Pasajlar, "Tarih Kavramı Üstüne", Yapı Kredi Yay., (2.b) (çev: Ahmet Cemal), İstanbul, 1995.
(14) Samuel Moore'un Manifesto çevirisi, zikr. Berman - a.g.e., s:118-9. a.g.e.,s:133.
(16 Erich Fromm - Sağlıklı Toplum, (çev: Yurdanur Salman-Zeynep Tanrıseven), Payel Yay., İstanbul, 1982, s:77.
(17) a.g.e., s:76.
(18) Hans Kohn - Panislavizm ve Rus milliyetçilîği, (çev: A.O. Güner), Kervan Yay., İstanbul, 1983, s:38
(19) A.D. Smith – a.g.e., s:106-7.
(20) a.g.e.,s:73.
(21) Kemal Kirişçi, Gareth M. Winrow - Kürt Sorunu, Kökeni ve Gelişimi, Tarih Vakfı Yay., İstanbul, 1997, s:12.
(22) Martin E. Marty - "Fundamentalism as a Social Phenomenon", Bulletin The American Academy of and Science 42/2, Kasım 1988, s:20-1, zikr. E. J. Hobsbawm - 1780'den Günümüze, Milletler ve Milliyetçilik, Program, Mit, Gerçekçilik, Ayrıntı Yay, İstanbul, 1993,